Havada aşk kokusu var
Türk telekom wordpressi engelleyince bir blogum olduğunu hatırladım. Hoş zaten benim blogumu takip eden bir kitle olmasını beklemiyorum ama ben buraya biraz rahat olarak içimi dökebiliyorum. Son aşk faciamdan bu yana yaklaşık bir yıl geçti. Tarih tekerrürden ibaretmiş derler ya hakikaten öyle. Ben de başa döndüm çünkü. Okulumda son senem olmasına rağmen ben bir ayımı bunlara harcadım. Olsun bence değdi. Çok iyi zaman geçirmedim ama aslında çok sinirli olduğumu öğrendim. Gerçekten bazen çok sinirlenebiliyorum. Bunun yanısıra huylunun huyunun değişmeyeceğini de öğrendim. Ayrıca kadınlar hakkında birçok aforizma oluşturdum onları da buraya eklemeyi düşünüyorum. Belki Cansu okur
. Sahte arkadaşlıklar içerisindeki yanlızlığımda hayatımı sürdürmeye çalışıyorum ve hayatımın aslında bir maskeli balo olduğunu fark ediyorum. Aslında hiçkimseyi ve hiçbirşeyi tam olarak bilmiyorum. Artık kimseye de bir güvenim kalmadı. Fakat bunun nedeni ben değil bence o insanlar. Artık gerçekten insanlığa güvenmiyorum. Bu fikrim belki gerçek arkadaşlar edindikten sonra değişebilir bilemiyorum.
Bazı çok güzel fikirlerim var fakat bunları uygulamaya dökemiyorum. Örneğin bir insandan laf duyacağıma o olayı direkt olarak gerçek insandan duymak istiyorum. Ama şöyle bir durum var olayı yaşayan insana güvenmiyorum. İnsanın etrafı yalanlarla sarılı olunca böyle duyguların oluşması bence çok doğal.
Diğer bir fikrim ise sanki yarın ölecekmişsin gibi laflarını söylemek. Ama bu diğer fikrimden çok daha zor. Gerçekleştirmek biraz yürek istiyor. Düşünün bazen seni seviyorum derken bile dizleriniz titreyebiliyor. Her neyse benim artık gitmem gerekiyor. Psikolojik sorunlarım oldukça tekrar geleceğimden emin olabilirsiniz.
Continue…
Uzun zamandır yazmıyorum biliyorum. Uzun zamandır da okuyan yoktur sanırım. Buraya zaten kendim için yazıyorum diyebilirim. Artık eskisi gibi yazmayı sevmiyorum. Fazla bunalımlar yaşadım galiba. Belki yazarsam rahatlarım. Dediğim gibi uzun zaman geçti en son yazımdan beri. Hayatıma bir çok yeni arkadaş katıldı, bir kısmı da ayrıldı. Olsun, hayat devam ediyor. Ankara gezisi oldu bu arada. Eskisi kadar zevk alamadım. Sanırım değişiyorum. Kendimi de daha iyi tanımaya başladım. Aşk insanın kendisini daha iyi tanımasını sağlar lafı doğru bence. Aşk demişken, evet gene süründüm. Gene hatalar yaptım, becerememem benden kaynaklanıyor olabilir. Tabii bir de erkeklerin kızları tavlamadığı, kızların erkekleri seçtiği gerçeğini de bunun üzerine eklemek gerekir. Evet bu sefer daha farklı sevmiştim. Daha önceki sıkıntılar gibi 4-5 gün sürüp bitmiyor. Sanırım uzunca bir süre daha kurtulamayacağım. Çünkü içimdekileri öldüremiyorum. Denedim fakat beceremedim. Buradan rahatsız ettiğim tüm arkadaşlardan özür diliyorum. Fakat nasıl onların (onun?) ellerinden birşey gelmiyorsa benimkilerden de gelmiyor. Daha da kötüsü, benim moralimi bozup canımı sıkan olayların ise yine aynı kaynaklı olması. Sanırım çok kıskançlaşmaya başladım. Fakat seviyesiz cana yakınlık doğal olarak bazıları için moral bozucudur. Temayı değiştirmek isterim ama bu konuda yazmak biraz daha rahatlatıyor beni. Aklıma onu getiriyor olabilir ama en azından acılarımla yüzleşmiş oluyorum. Belki bu yazı okunur, belki okunmaz. Beni yakından tanıyanlar bu satırları daha iyi anlayacaktır. Gerçekten dolu kelimeler. Fakat ikinci bir anlam aramayın. İlk okuduğunuzda aklınızda canlanan şey neyse onu anlatmak istediğim kabul edin. Neyse bu konuda kendimi hazır hissedince bir yazı daha yazabilirim. Düzenli yazılar beklemeyin. Benim hayatım üç aydır o kadar hızlı geçiyor ki ben neler olduğunu ancak anlayabiliyorum. Galiba ömrüm boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım ama bunları zaman olarak tanımlayamıyorum. Çünkü zamanın geçmesini iple çektim. Hep umudum vardı (artık eskisi kadar yok). Tabii bunun nedeni gelecek hergünün onunla geçmesini umduğumdan kaynaklanmakta. Peki hiç gerçekleşti mi? Bu hayat, romantizmden etkilenmiş bir roman değil. Tabii ki gerçekleşmedi! Sevgimi tek başıma yaşadım. Sıkıntımı da tek başıma yaşıyorum. Fark ettirmemeye çalışıyorum ama sanırım gözlerimden bazı şeyler çok net anlaşılıyor. Umarım bu yazı okunur. Şimdi veya sonra. Kastettiğim şey onun (onların?) okuması olabilir. Fakat onlar (o?) okusa bile beni anlayamacaklardır. Çünkü sevgimi anlayamayan, beni de anlayamaz. Sağlıcakla kalın.
Hayat Devam Ediyor
Bazı psikolojik sorunları atlattıktan sonra (4 gün sürdü atlatmam iyiye gidiyorum) tekrar yazı yazmam gerektiğini fark ettim. Bu zaman aralığında bolca Anathema dinledim. Parçaların sözlerinin güzelliğine hayranım. Bu kadar derin anlamlı sözler yazılabilirdi ancak. İlk fırsatta Alternative 4 albümünü orijinal alacağım. Albüm demişken Yes’in vokalinin albümünün sampler cdsi geldi İsviçre’den. Beklemiyordum. Çok iyi diyemem ama bir solo projesi için yeterli sanırım. Değişiklik oldu işte fena mı? Asıl beni sarsan herkesin birbiri hakkında farklı şeyler söylemesi. En iyisi insanları kendinin tanıyıp kendinin yorum yapması. Bunlar derin mevzuular. Dikkatim dağıldı ne yazacağımı falan hepten unuttum. Gönül mevzuuları da var tabii ama onlar sonra ve özel. Heryerde olmaz.
Hayatımdaki Değişiklikler
Tekrar merhaba sayın okurlar. Bugünün tarihini hatırlamayabilirsiniz ama ben rakamsal olarak değil de söyle ifade edeyim. Lise 2′de yaptığımız Ilgaz gezisinden bir önceki gün. Yarın bolca kişiyle Ilgaz’a gideceğiz. Bizim servisimizde Recep Hoca (İngilizceci) olacak. Onunla ilgili şarkı planlarım var. Zaten geziden sonra muhtemelen gene yazarım ve resimleri eklerim. Neyse yazının asıl konusu bu değil. Belki ben bu yazıları daha sonra okurum diye de yazıyorum. Eğer okuyorsam gelecekteki kendime selamlar. Umarım bir baltaya sap olmuşumdur. Başlıktaki mevzuya gelince, hayatımda bir kaç değişiklik yaşadım geçen günlerde. Öncelikle bilgisayarımın kendi odamdan çıkarılmasıydı. Beni çok sarsmadı ama ders çalışırken müzik dinlediğim için biraz sorun yarattı. Artık başka yöntemlerle müzik dinliyorum. Eğer kulağımda duyma sorunu çıkarsa bu kulaklıklardan olacak. Not alayım bir yerlere. Philips’i dava ederim. İkinci değişiklik ise bomba gibi. Türkçe müzik dinlemeye başladım. Çağla, ipoduna Türkçe müzik atıp getirdi. Erol Evgin, Haluk Levent, Kurban, Mor ve Ötesi, Duman, Emre Aydın, Teoman, Yaşar ve Erkin Koray severek dinledim. Bundan sonra da devam ederim gibi görünüyor. Ama şimdilik Türkçe müzik arşivim düzgün değil. Bundan hiç haz etmiyorum. Adam gibi bir yer bulursam albüm olarak indiririm hepsini. Tabii yaptığım bu müzik değişimi kardeşimi de etkiledi. O da geçenlerde bana ağzına yabancı şarkı dolandığını ve bunun aklına hiç gelemeyeceğini söyledi. Ben de bir insanı daha yabancı müzikle tanıştırmış oldum. Şimdilik The Doors dinliyor ama kendini geliştireceğine inanıyorum. Neyse şimdi kahvaltı edeceğim. O yüzden yazıyı postalıyorum. Pazar akşamı gene yazarım gibi geliyor. Şimdilik kalın sağlıcakla.
Ali Onur – Homosapiens
Merhaba sayın okuyucum. Daha önce de blog çalışmaları yapmıştım. Fakat bazılarının sürekli ilgi istemesi, bazılarınınsa yeteri kadar iyi olmaması beni sıktı. Ayrıca KFL öğrencilerinden gelen eleştiriler daha çok onlara yönelik yazılar yazmamı istediklerini ortaya çıkardı. Sonuçta ben de bir KFL’li olarak yaşamımın paylaşmak istediğim kısımlarını burada sizlerle paylaşacağım. Yazılar belki uzun olur belki kısa ama sonuçta sizlere hitab edecek. Yabancılık çekmeyeceksiniz. Ayrıca bundan böyle çıktığım yerlerdeki resimleri buraya ekleyeceğim. En azından buradan ulaşabileceksiniz. Şimdi hazırlanıp dershaneye gitmem gerekiyor. Daha sonra başka bir yazı daha yazarım. Fakat yazıların yazılma sıklıkları hakkında bir söz veremiyorum. Biliyorsunuz herkes yoğun.
Yorum Yapın
Yorum Yapın
Yorumlar (2)